Tarih

Mısırlılar Mumyaları Nasıl Yaptı?

· 3 dk okuma · Keşifora Ekibi

Mısırlılar Mumyaları Nasıl Yaptı?

Binlerce yıl önce ölen bir insanın yüzünü bugün hâlâ görebilmek nasıl mümkün olabilir? Eski Mısır'dan kalan mumyalar, kimi zaman saçları, tırnakları ve deri dokusuyla birlikte günümüze ulaştı. Bu dayanıklılık bir tesadüf değil, yüzyıllar boyunca geliştirilmiş titiz bir tekniğin sonucuydu.

Mumyalama, Mısırlılar için yalnızca bir cenaze işlemi değil, öbür dünyaya geçişin vazgeçilmez bir parçasıydı. Ruhun bedene geri dönebilmesi için bedenin tanınabilir kalması gerektiğine inanıyorlardı. Bu inanç, tarihin en etkileyici koruma yöntemlerinden birini doğurdu.

Her Şey Çölün Kumunda Başladı

Mumyalamanın kökleri, Mısır'ın kuru ikliminde yatıyor. En erken dönemlerde ölüler doğrudan sıcak ve kuru kuma gömülüyordu. Kum, bedendeki suyu hızla çektiği için bazı cesetler doğal yollarla kuruyup korunuyordu.

Zamanla ölüleri tabutlara ve mezar odalarına koymaya başlayan Mısırlılar, bedenlerin bu kez kumla temas etmediği için çürüdüğünü fark ettiler. Yapay mumyalama, bu sorunu çözme çabasından doğdu. Teknik, özellikle Eski Krallık döneminden itibaren gelişti ve Yeni Krallık döneminde en ileri seviyesine ulaştı.

Mumyalamanın tam olarak ne zaman başladığı konusunda tartışmalar sürüyor. Bazı araştırmalar, reçineli sargıların sanıldığından çok daha erken, hanedanlık öncesi dönemlerde bile denendiğini öne sürüyor. Kesin olan şu ki teknik, yaklaşık 3 bin yıl boyunca kullanılmaya devam etti.

Adım Adım Mumyalama Süreci

İşlem, ceset temizlenip yıkandıktan sonra başlardı. Mumyalayıcılar önce beyni çıkarırdı; bunun için çoğu zaman burun boşluğundan sokulan ince kancalar kullanılırdı. Beyin değersiz sayıldığı için atılırdı.

Ardından karnın sol yanında küçük bir kesik açılır ve akciğerler, karaciğer, mide ve bağırsaklar çıkarılırdı. Bu organlar ayrı ayrı kurutulup kanopik kavanoz adı verilen kaplara konurdu. Kalp ise genellikle yerinde bırakılırdı, çünkü aklın ve vicdanın merkezi olarak görülüyordu.

Sonraki aşama kurutmaydı. Beden, Nil kıyısındaki göllerden elde edilen natron adlı doğal bir tuz karışımıyla kaplanırdı. Natron, nemi çeker ve bakterilerin üremesini engeller. Bu kurutma genellikle yaklaşık 40 gün sürerdi.

Bu işler, özel eğitim almış mumyalayıcılar tarafından yapılırdı. İşlem sırasında baş mumyalayıcının, ölüler tanrısı Anubis'i temsil eden çakal başlı bir maske taktığı düşünülüyor. Mumyalama atölyeleri genellikle Nil'in batı yakasında, mezarlıklara yakın yerlerde kurulurdu.

Sargılar, Reçine ve Muskalar

Kuruyan beden yağlarla ve reçinelerle ovulur, böylece deri biraz esneklik kazanırdı. Karın boşluğu keten, talaş ya da benzeri malzemelerle doldurularak bedenin şekli korunurdu. Sonra uzun keten şeritlerle sarma işlemi başlardı.

Sargıların arasına koruyucu muskalar yerleştirilirdi. Bunların en bilineni, kalbin üzerine konan bok böceği biçimli muskaydı. Sarma sırasında rahipler dualar okur, her katman reçineyle sabitlenirdi. Antik tarihçi Herodot, tüm sürecin 70 gün sürdüğünü yazmıştır.

Cenaze töreninin sonunda "ağız açma" adı verilen bir ritüel yapılırdı. Rahipler özel aletlerle mumyanın ağzına ve gözlerine dokunarak ölünün öbür dünyada yemek yiyebileceğine, konuşabileceğine ve görebileceğine inanırdı. Ardından mumya, çoğu zaman iç içe geçen tabutlara yerleştirilerek mezara konurdu.

Herkes Aynı Mumyayı Alamazdı

Mumyalamanın bir de ekonomik boyutu vardı. Herodot'un anlatımına göre ailelere farklı fiyatlarda üç seçenek sunuluyordu. En pahalısı organların tek tek çıkarıldığı ayrıntılı yöntemdi.

Daha ucuz yöntemlerde organlar çıkarılmadan bedene çözücü bir yağ verildiği ya da beden yalnızca natronla kurutulduğu anlatılır. Bu nedenle firavunların ve soyluların mumyaları, sıradan insanlarınkinden çok daha iyi korunmuş durumdadır.

Bilim Mumyalardan Ne Öğreniyor?

Bugün araştırmacılar mumyaları açmadan bilgisayarlı tomografi ile inceleyebiliyor. Bu taramalar, eski Mısırlıların yaşadığı hastalıkları, diş sorunlarını ve hatta ölüm nedenlerini ortaya koyuyor. Tutankamon'un mumyası da bu yöntemlerle defalarca incelendi.

Kimyasal analizler, mumyalayıcıların kullandığı reçinelerin ve yağların bir kısmının çok uzak bölgelerden getirildiğini gösteriyor. Bu da mumyalamanın aynı zamanda geniş bir ticaret ağına dayandığını kanıtlıyor.

Mumyalar üzerindeki DNA çalışmaları da son yıllarda hız kazandı. Bu çalışmalar, firavun ailelerinin akrabalık ilişkilerini ve antik Mısır nüfusunun kökenlerini anlamaya yardımcı oluyor. Ancak eski DNA'nın bozulmuş olması nedeniyle bu sonuçlar dikkatle yorumlanıyor.

Yaygın Yanlış Bilgiler

Mumyaların hepsinin firavun olduğu sanılır, oysa yalnızca soylular değil, maddi gücü yeten pek çok sıradan Mısırlı da mumyalanıyordu. Hatta kediler, timsahlar ve ibisler gibi milyonlarca hayvan da dini nedenlerle mumyalanmıştır.

Bir diğer yaygın inanış, "mumya laneti" efsanesidir. Tutankamon'un mezarının açılmasının ardından yaşanan bazı ölümler bu efsaneyi besledi, ancak bilimsel olarak böyle bir lanetin varlığını gösteren hiçbir kanıt bulunmuyor.

Ortaçağ ve sonrasında Avrupa'da mumyaların öğütülüp "ilaç" olarak satıldığı da bilinen bir gerçektir. Bu uygulama sayısız mumyanın yok olmasına neden oldu. 19. yüzyılda ise mumya açma gösterileri bir eğlence biçimine dönüşmüştü; bugün bu tür uygulamalar etik açıdan kabul edilemez görülüyor.

Daha fazla bilgi

Mumya, çeşitli işlemler uygulamak suretiyle çürümesi önlenerek bozulmadan kalması sağlanan cesettir.

Sık sorulan sorular

Mumyalama işlemi kaç gün sürerdi?

Herodot'a göre tüm süreç 70 gün sürerdi. Bunun yaklaşık 40 günü bedenin natronla kurutulmasına ayrılırdı.

Natron nedir?

Natron, Mısır'daki bazı göllerin kıyısında doğal olarak oluşan bir tuz karışımıdır. Nemi emerek bedeni kurutur ve çürümeyi yavaşlatır.

Kalp neden bedende bırakılırdı?

Mısırlılar aklın ve kişiliğin kalpte bulunduğuna inanıyordu. Öbür dünyadaki yargılamada kalbin tartılacağı düşünüldüğü için yerinde bırakılırdı.

Hayvanlar da mumyalanır mıydı?

Evet. Kediler, ibisler, timsahlar ve başka birçok hayvan, tanrılara adak ya da evcil hayvan olarak çok sayıda mumyalanmıştır.

Mumya laneti gerçek mi?

Hayır. Bu, özellikle Tutankamon'un mezarının bulunmasından sonra yayılan bir efsanedir ve bilimsel bir dayanağı yoktur.

Paylaş: WhatsApp X Facebook Telegram
Bu konunun 1 dakikalık videosu
Animasyonlu hâlini Keşifora YouTube Shorts'ta izle →

İlgili yazılar